DNA
Listelerim
Kişi Detayları
Bu kişi için biyografi bulunmuyor.
Filmografi
İlk Türk kadın tiyatro sanatçısı Afife Jale’nin hayatı anlatılır. Afife çocukluğundan beri özgürlüğüne düşkün, serbest bir kızdır. Ancak muhafazakâr bir aile çevresinde yaşamaktadır. On iki yaşına geldiğinde bütün itirazına rağmen çarşafa girmiştir. Babası, aile büyüklerinin desteğiyle Sanayi-i Nefise mektebinde resim okumasına müsaade etmiştir. Fakat Afife’nin gönlü tiyatrodadır. Önceleri, Afife Kumpanyası’nın oyunlarını ev içinde kurduğu küçük sahnede arkadaşları için sahneler. Önündeki en büyük engel babasıdır. Afife, Paşa Dedesi ve çocukluk arkadaşı ve aşkı Doktor Ziya’nın desteği ile babasına karşı durur. İçindeki arzuyu uzun süre bastıramayacaktır.
Zebercet, ismini ilginçliğinin aksine, eski bir otelde müdürlük yapan sıradan bir adamdır. Görünürde hiçbir sorunu olmayan bu adamın içinde fırtınalar kopuyordur aslında. Her gün kendisiyle ve hayatla savaşır gizliden gizliye. Takıntılar edinmiştir bu yüzden Zebercet. Bu takıntıların en büyüğü ise yoldadır. Bir gün otelin kapısından giren güzel bir kadın, Zebercet'in en büyük tutkusu, en büyük saplantısı olur. Kadın otelden ayrılır ve bir hafta sonra tekrar geleceğini söyler. Bir hafta boyunca bekler adam, kadının kaldığı odaya müşteri almaz, titizlikle düzenler. Kadının ağzından çıkan birkaç kelime kafasının içinde dönüp durur. Sinemamızın en önemli yapıtlarından biri olan Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan'ın aynı isimli yapıtından Ömer Kavur tarafından sinemaya uyarlanmıştır.
Tamir için saat kulesine giden Kerem, burada Esra (Şahika Tekand) adlı kadınla tanışır ve aralarında yakınlık doğar. Derken civarda işlenen bir cinayet ve kaybolan ceset, her şeyi değiştirir.
Bir tiyatro sanatçısı olan Berna, popüler kültürün egemen olduğu bir dönemde sadece sanat için oyunculuk yapmak uğruna bir mücadele vermektedir. Bu arada ‘Tarihin İlk Kadınlarını’ konu alan bir müze ziyareti sırasında, sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadın oyuncu olan Afife Jale’nin elle çizilmiş olan portresinden çok etkilenir. O günden sonra Afife Jale’nin hayatına ilişkin çağrışımlar yaşamına adeta sızar.
Karısı tarafından terkedilip, oğluyla birlikte ablasının evinde yaşayan bir bilgisayar programcısının öyküsü.
Bambaşka karakterlerde ama yakın arkadaş olan sinema yönetmeni Ali ve senarist Yavuz yeni çekecekleri filme mekan aramak için bir yolculuğa çıkarlar. En sonunda istedikleri gibi bir mekan bulduklarında Yavuz İstanbul'a geri döner. İçe kapanık ve yalnızlığı seven Ali, son filmini çekeceği ıssız ve antik Akdeniz kasabasında kendi iç dünyasıyla baş başa kalır. Terk edilmiş bir Rum köyünde büyük ve harap bir eve çekilip daktilosunun başına oturur ve elindeki senaryoyu bırakıp yeni bir senaryo (başkaldırı) yazmaya başlar.
Açıklama bulunmuyor.
Filmde, bir kadının işkence gördükten sonra hayata tutunma çabası anlatılır. Sıkıyönetim ilân edildikten sonra Sibel ve Atilla, bütün kitaplarını yakarlar. Tutuklanmaların olduğu bir gece evlerine baskın düzenlenir. Sibel tutuklanır. Uzun bir süre, Sibel’e dair hiçbir ize rastlanmaz. Bir süre sonra Sibel serbest bırakılır. İşkenceden sonra benliğini tamamen kaybeden Sibel, hayata tutunmaya çalışır. Fakat kocası Atilla’nın Sibel’in gözaltında yaşadıklarına dair soruları sıklaşacaktır.
Film, devlet kurumlarında usulsüzlük yapanlara karşı mücadele eden idealist bir müfettişin öyküsünü konu alır. Müfettiş Çetin, bir tatil kasabasında bulunan bankayı teftiş etmekle görevlendirilir. Burada arkadaşlarının yönlendirdiği bir otelde kalır. Çetin, beldede kaldığı süreçte otelin müdiresi Lale’ye duygusal olarak yakınlaşır. Öte yandan denetlediği bankada pek çok usulsüzlük tespit eder. Endişeye kapılan banka personeli ise yörenin önde gelen iş adamı Hasan’dan yardım ister. Hasan, bankada dönen oyunları örtbas edeceğine dair söz verir. Çetin mücadele etmeye çalışsa da işin ucu karanlık noktalara uzanmaktadır.
Ege kasabalarında el değiştirerek, erkekler arasında sürüklenerek geçen Vasfiye isimli taşralı bir kadının hikayesi farklı anlatıcılar tarafından anlatılıyor. Anlatıcı her değiştiğinde hikaye değişir. Ancak hangi hikayenin gerçek olduğu bilinmemektedir.
İşinden ve kocasından ayrılan Işık yorgun düşmüştür. Bir arkadaşının yazlıktaki evine gider. Bir süre burada kendi kendiyle bir iç hesaplaşması başlar. Çocukluğu ve babasının üzerindeki etkileri, bu etkiler sonucu erkeklerle olan ilişkisini düşünür. Sonra da tüm bunları yazmaya başlar. Yanlış bir evlilik yüzünden mutluluğu dışarıdaki ilişkilerde arayıp yalnızlığından kurtulmak için geçirdiği bunalımlardan sonra genç kadın, nasıl ayakta kalacaktır? Bu düşünceler içinde bir çıkış yolu ararken ev sahibinin çevirmen arkadaşı Orhan, yazlığa gelir ve yanlışlıkla Işık'ın yazdıklarını okur. Böylece aralarında bir dostluk kurulur.
Korku ve ümitsizliğin kol gezdiği, insanların hapse atıldığı, işkence gördüğü, öldürüldüğü bir dönemde bir film yönetmeninin hayatındaki açmazların ve verdiği mücadelenin hikayesidir. Nazım Hikmet hakkında bir film çekmek isteyen yönetmen, bunun için para bulmaya çalışmaktadır. (Ali Özgentürk'ün dördüncü filmi olan Su da Yanar, yönetmeni tarafından "lanetli filmim" diye nitelendirilir. Film, gösterime girdikten bir süre sonra önce Anadolu'da, daha sonra da İstanbul'da yasaklanmış ve kopyaları polis tarafından toplanmıştır. Özgentürk'ün de yargılandığı bir mahkeme sürecinin ardından resmen "aklanan" yapıt, bundan sonra da Japonların ellerinde bulunan negatifi "kaybettiklerini" açıklamalarıyla medyanın gündemine oturmuştur.)
Büyük kentin hırgüründen kaçıp göl kenarında, sakin, huzurlu yaşama sığınmış, yaşlılığın keyfini süren bir anne-babayla, iki oğul ve bir kızdan oluşan çocuklarının, gelinlerinin, damatlarının ve torunlarının bir hafta sonu tatilinde bir araya gelmelerinin hikayesi.
Türkiye sinemasında kuir arzuya nasıl yer verildiğini ve uygulanan sansürü gözler önüne seriyor. Atıf Yılmaz’ın 1985 yapımı “Dul Bir Kadın” ve 1987 tarihli “Kadının Adı Yok” filmleri ile Yavuz Özkan’ın 1992’de çektiği “İki Kadın” filminin incelendiği belgeselde, bu üç filmin kuir’i konu edinen örneklerinden mi yoksa utangaç bir örnek mi olduğu sorusu tartışılıyor. Belgeselde ayrıca 1980’lerdeki kadın filmlerindeki karakterler arasındaki ilişkinin nasıl ele alındığı inceleniyor.
1926 yılı, Türkiye. Çalkantılarla, belirsizliklerle yol alan zorlu ve katı bir süreç yaşamaktadır Anadolu. Yeni Türkiye'nin yeni altyapısını kuracak olan adımların kesin ve bilinçli direktiflerle atılması yanında, önlenemez bir tepki ve kapanmayan yaralara neden olan direnginlik örnekleri de sergilemektedir. Düzensiz de olsa kurulu bir bir saatin vurdumduymazlığıyla işleyen bu sürecin gözler önüne sergilediği politik fon üstüne, tüm insansı nitelikleriyle bireysel öyküler akışını sürdürmekte, kişisel çatışmalar olumsuzlukları sergilemeye devam etmektedir.
Bu kişi için dizi kredisi bilgisi bulunmuyor.