DNA
Listelerim
Kişi Detayları
Bu kişi için biyografi bulunmuyor.
Filmografi
Zengin medya patronu Charles Foster Kane kendi özel şatosu Xanadu'da ölür. Ölürken son söz olan Rosabud'u fısıldar. Bütün gazetelerde Kane ile ilgili değişik hayat hikayeleri yayınlanır. Genç bir gazeteci Kane'nin son sözünün ne anlama geldiğini araştırmak için görevlendirilir. Gazeteci Kane'nin yakınlarıyla iletişime geçer. Biz de Kane'nin geçmişine tanık oluruz. Bu bireysel hikaye aynı zamanda mükemmelliyetçiliğin ve otoriter yönetimin hazin sonuçlarını da göstermektedir.
Lilly (Baby Face), sefalet içinde yaşadığı onca yıldan sonra hayat basamaklarını tırmanmanın kolay yolunu bulmuştur; önüne gelenle yatmak... Lilly, babasının gizlice içki sattığı, bodrumdaki barda başlayan yolculuğuna, New York’un şaaşalı ofis binalarının çatı katında devam edecektir. Üstelik tüm basamakları tek tek çıkarak... Bankanın Alt-Düzey Yöneticisi Jimmy McCoy, Lilly’e önemli bir terfi imkanı olduğunu söyler. Fakat bir şart vardır; bankanın müdürüyle yatmak... Jimmy’nin son zamanlarda görememekten şikayetçi olduğu Lilly şöyle der; "Geceleri yatağa erken girebilmek için çok çalışıyorum."
Açıklama bulunmuyor.
Genç bilim adamı Henry Frankenstein gözlerden uzak şatosunda gizli bir deney üzerinde çalışmaktadır Amacı elektrik akımını kullanarak ölü bir bedene hayat vermektir Ancak yardımcısı, bu deney için normal bir insanın değil de bir suçlunun beynini getirince ortaya tuhaf bir canavar çıkar ve kaos başlar...
Sıradan bir posta arabası yolculuğu,başlarında ünlü Geronimo'nun olduğu kızılderilerin saldırısı başlayınca kabusa dönüşür. Ağzına kadar dolu olan posta arabasında ayyaş bir doktor, iki kadın yolcu, müşterilerinin parasını zimmetine geçirmiş bir banker ve Ringo Kid (John Wayne) vardır.
Zengin ve güçlü Alexander Andrews, kızı Ellie’nin King Westley’yle olan evliliğini onaylamaz. Kızını kaçırtır ve evliliği sonlandırmaya çalışır. Ancak Ellie, tutulduğu yattan kaçmayı başarır. Babasının adamlarına yakalanmadan kocasının yanına gitmeye çalışan Ellie’nin yolu, bindiği otobüste Peter Warne’la kesişir. Kurnaz ve haber peşinde koşan bir gazeteci olan Peter, ayağına gelen fırsatı kaçırmaz. İkilinin ilişkisi başlangıçta çıkar üzerine kurulsa da, zamanla aşka evrilir. Buna karşın önlerinde engeller ve yanlış anlamalar mevcuttur.
Bir banka soygunu yapan 3 arkadaş, peşlerindeki kanun koruyucuları atlatmak için çöl yoluna saparlar... Çölde yol alırlarken orada rastlayacakları terk edilmiş bir arabada bulunan kadının son nefesini doğururken dünyaya getireceği bebeği sahiplenmeleriyle her şey değişecek, olaylar farklı bir hal alacaktır... Döneminin önemli western filmlerinden olan "Çöl Yavrusu" , farklı bir western izlemek isteyenlere önerilecek bir başyapıt..
Klasik Amerikan sinemasını ve Westerni sevenler, Anthony Mann'ın, John Ford'un hemen yanına konması gereken bir usta olduğunu bilirler. Bu film, iki düşman kardeşin öldürülmüş bir baba ve çalınmış çok değerli bir eski silah çerçevesinde gelişen mücadelesini anlatır. Bu şiddet yüklü intikam öyküsünün sinema tarihi açısından önemi, Mann'ı ilk kez James Stewart'la buluşturmasıdır.
Richard Llewelyn’in aynı adlı romanından uyarlanan yapıt, bir çok eleştirmene göre John Ford’un en başarılı filmi. Yüzyılın başında, Galler bölgesinde bir madenci ailesinin yaşantısı, ailenin en küçük bireyinin gözlemleriyle anlatılıyor. II. Dünya Savaşı’nın başlaması, filmin olayların geçtiği yerde çekilmesine engel olmuştu. Fakat yapımcı Darryl Zanuck, sırf bu film için California’da bir madenci kasabası inşa ettirmeyi başardı. Yapıt, En İyi Film, En İyi Yönetmen başta olmak üzere beş dalda Oscar kazanmıştı.
Dr. Frankenstein'ın oğlu, ünlü canavarın "ölümünden" yaklaşık 25 yıl sonra atalarının kalesine geri döner. Orada, yaratığın cansız bedenini saklayan çılgın bir çoban olan Ygor (Bela Lugosi) ile karşılaşır. Ygor'un yönlendirmesiyle genç Dr. Frankenstein (Basil Rathbone), babasının yaratığını yeniden hayata döndürerek onu iyileştirmeyi ve aile adını temize çıkarmayı umar. Ancak yaratık uyandığında, Ygor onu bir dizi cinayet işlemeye yönlendirir ve kasabada yeni bir panik dalgası başlar. Eleştirmenler tarafından "Frankenstein" serisinin en iyilerinden biri olarak övülen bu film, kült klasik orijinalinin değerli bir mirasçısıdır.
My Darling Clementine, daha önce defalarca sinemaya aktarılmış Earp ve Clanton Aileleri arasında geçen O.K. Corral çarpışmasını konu alan John Ford imzalı bir western. Henry Fonda, bu filminde, maceraperest, kendi bildiği gibi davranan, eski bir Şerifken, sorumlu bir kanun adamı olan Wyatt Earp’i canlandırıyor. Kişisel hayatındaki bu maceraperest çoban , sorumlu, saygı değer bir kanun adamı haline gelirken, Tombstone isimli bati sınırındaki bir sınır kasabasından, nasıl medeni, kanun hakimiyetinin hüküm sürdüğü insanların yaşadığı bir yer haline geldiğinide gösteriyor.
Mervyn LeRoy’un, .Robert E. Burns’ün otobiyografik hikâyesini temel alan, Ben Bir Pranga Kaçağıyım, şansı yaver gitmeyen bir 1. Dünya Savaşı gazisi olarak, uydurma bir suç yüzünden prangaya vurulup, uzak güney eyaletlerinde ağır işçiliğe mahkûm edilmesinin ardından, merhametsiz bir suçluya dönüşen masum bir adamın canlı bir portresini sunar. Adam dürüst bir hayat sürmek için kaçar, ihanete uğrar, yeniden kaçar ve yakalanmış bir kaçak olarak ömür boyu hapis cezasına çarptırılır. Kayayı bile orta yerinden çatlatacak sadist gardiyanlar, firarlar (birçok filme temel oluşturmuş, uluyan tazıların bataklıktaki takip sahnesi dâhil), hücre cezası, parmaklıkların ardındaki kendine özgü dil başarılı bir biçimde perdeye taşınır. Sırf defalarca gönderme yapılmış bir film olması (en son Coen Kardeşler’in O Brother, Where Art Thou?/ Nerdesin Be Birader? filminde) açısından seyredilmeye değer bir yapım. Modası geçmiş olsa da halen ünlü ve unutulmaz son cümlesiyle seyirciyi derinden etkiliyor.
Bu kişi için dizi kredisi bilgisi bulunmuyor.